Prematüre Annesi Yağmur Hanım Anlatıyor!

Yağmur Hanım! yağmur Hanım!
Ve gözlerimi bile açamadan ameliyathanede bana seslenen hemşireye ilk sorum  bu seslenişe yanıt olmuştu. ‘Bebeğim yaşıyor mu? ‘ cevap belki de hemen gelmişti ama bana çok uzun gelmişti o süre. Bebeğimin yaşadığını ve medistate hastanesine sevk edildiğini söylemişti. Hemen aklımda milyon soru belirdi… ‘Beni kandırıyor olabilirler mi? Ama öyle olsa neden bana bir hastane adı verilsin ki? Hem medistate de nerden çıktı’ gibi gibi… Aklımı kaybetmek üzereydim karnım dakikalar önce 7 kat kesilmiş ve dikilmişti ama henüz onun acısını bile kalbimin acısından hissedemiyordum. Dudaklarımdan sadece ‘İyi mi? ‘ sorusu döküldü… Bu kez avutulduğum bariz anlaşılır bir ses tonuyla kızımın iyi olduğu söylendi. Ameliyathaneden ayrılırken aynı şikayetten ‘preeklampsi’ sezeryana alınan ve az önce yoğun bakımdan birlikte indirildiğim annenin  ve doğan bebeğin öldüğünü ve yakınlarının ameliyathane kapısında ağladığını farkettim. Evet o anda kendim içinde beni kızıma bağışladığı için  Rabbime şükretmem gerektiğini farkettim. Durun daha bitmedi… Yoğun bakımın kapısına geldiğimizde yine aynı şikayetli diğer anne (inerken çok iyi olan ve bana gülümseyen anne) şimdi tüm doktorlar başında hayata döndürülmeye çalışılıyordu… Neydi bu şimdi? Üstelik o annenin bebeği yaşıyor ve annesiz kalmıştı… Ağladığımı farkeden bir  doktor hasta bakıcıya hemen beni oradan çıkarıp bir odaya almasını söyledi… Herkes o annenin canıyla uğraştığı için kimse benim sedyeyle kapıda onları izlediğimi farketmemişti ve evet ben bir annenin ölümüne şahit olmuştum…
 
Alt katta tek kişilik bir odaya alındım ve şahit olduklarımdan kendimi dinlemeye başladım; iyi miyim ben nasılım diye… Hemşire geldi karnıma kum torbası koydu ve o an canımın çok yandığını çok fazla ağrım olduğunu farkettim. Bacağımdan bir ağrı kesici iğne uygulandı.
Ve kapı açıldı… Psikolojimide göz önüne alan doktorlar annemin ve eşimin yanıma girmesine izin vermişlerdi. Ve ben ilk kez eşimin telefonla çektiği kızımın kuvöz içerisinde gidiş videosunu izliyordum… O kadar küçüktü ki yenidoğan bebeklere küçük diyenler benim kızıma yok diyebilirlerdi 🙂 Her yanında kendinden büyük kablolar olan el kadar bir bebek , koşturan ambulansa yetiştirmeye çalışan hemşireler ve acı acı dönen kuvözün tekerlek sesleri… O benim kızımdı ve en az benim kadar güçlü dedim kendi kendime ve kalbime bir umut yerleştirdim gülümsedim. Bu arada kızım medistate hastanesine değil benim çalıştığım erdem hastanesinin yoğun bakımına kaldırılmıştı. Hemen ambulans gönderip almışlardı minik kızımı. Bende Zeynep Kamilde yoğun bakıma tekrar alındım. Yoğun bakımda kişi sayımız azalmıştı ama bunu düşünmemeliydim… Tekrar cihazlara bağlandım ve 48 saatlik magnezyum sülfat tedavime ‘serum’ devam edildi. Bu serum görmeyi bulanıklaştıryor sanırım. Yoğun bakımla ilgili hatırladığım bir şey de; tam karşımda bulunan müdehale dolaplarındaki ilaçların ismini okumaya çalışmamdı 🙂 Doğumdan çıktıktan birkaç saat sonra üstümdeki geceliğin ıslandığı farkettim. Ve sütüm gelmişti. Heyecanla sütümü nasıl sağıcağımı sordum hemşireye. Hemşire hele bi sütün gelsin (umutsuz ses tonuyla) anlatırım demişti. Geldiğini söylediğimde şaşırdı ve hemen bir tahlil tüpü alıp yanıma geldi. Sezeryan doğumda süt geç gelebilirmiş üstüne bir de erken doğum ‘6 aylık’ eklenince bu hiç beklenen bir şey değildi.Tahlil tüpünün içine göğsümü ova ova sütümü sağdı. Normal odaya geçtiğimde süt sağma cihazının olduğunu fakat burda elimizle sağıcağmızı söyledi. Küçük tüp dolmuştu ama bana göre çok azdı. Hemşire; bebeğimin her öğünde sadece 1-2 damla içebilecek kadar küçük olduğunu hatırlattı… Ve benden kızıma ilk hediyem ‘yağlı anne sütü’ koşturularak eşimle yola çıkmıştı. Kızım ilk gün serumla beslenmiş ancak ikinci gün yavaş yavaş anne sütü verilmeye başlanmıştı. (beslenmeyle ilgili de bir yazım olacak ne zaman tam beslenmeye geçtik (60 cc)
 
Doktorum çok fazla su ve kayısı suyu içmemi söylemişti. Yarım litrelik sular almıştık ‘suyumuzu kendimiz alıyoruz’. 4 litreye yakın ertesi sabaha kadar içtim. Hemşireler ve hasta bakıcılar gerçekten çok iyilerdi. Suyum bittikçe dolabımdan veriyorlar üstelik kapağını bile açıyorlardı… İdrar çıkışımın da takibi yapılıyordu bu sırada.Serum tedavim bittikten sonra doktorlarım normal odaya alınmama karar verdi. Normal odaya alındığımda beni üzen tek şey bebeği yanında olan ve herhangi bir sıkıntı olmadan doğum yapan bunu kutlayan ailelerle aynı odada olmamdı. Bende doğum yapmıştım ama benim bebeğim yanımda değildi… Bebeklerini yanlarındaki pusete koyduklarında bakmamaya çalışırdım. Rahatsız olurlar gibi gelirdi bebeği yanında olmayan bir annenin  özenerek bakması… 2 gece de normal odada kaldım… Artık yanımda refakatçide kalabiliyordu. Odam yine çok güzel banyosu olan buzdolabı olan televizyonlu (henüz uydu ayarları yapılmadığı için çalışmıyordu) yeni bir odaydı.  Hiç aksatmadan sütümü sağıyordum 2 saatte bir. Eşim süt poşeti almıştı onlara doldurup odamda bulunan dolaba biriktiriyordum. En fazla 10-12 saatte de kızıma iletiliyordu. Süt sağma cihazı 2 taneydi tüm koridordaki hastalar için. Herkes odasına alıp sütünü sağıyor ve cihazı koridora bırakıyordu. Hastane tarafından biberon şeklinde süt sağma cihazının göğüse değen  aparatı hastalara temin ediliyordu. Sütümün kızıma şu an için yaptığım en büyük iyilik olduğunu bildiğim için o dikişli hallerimle gece 2 saatte bir saatimi kurup refakatçimi bile uyandırmadan cihazı koridordan sürüye sürüye odama getiriyordum. Koridorda yoksa odaları gezip kimdeyse işinin bitmesini bekliyordum sıramı vermemek için 🙂
Hayatım boyunca hiç olmadığım kadar güçlüydüm. Tek düşüncem bir an önce iyi olup kızımı görmekti 4 gün olmuştu ama hiç görmemiştim. Hastanedeki arkadaşlarımdan sürekli haber alıyordum. Bana fotoğraflarını atıyorlardı. Ve ben sürekli bakıp hıçkıra hıçkıra ağlıyordum.(Eklediğim fotoğraflar o fotoğraflar) Aşırı küçüktü… Bebeğimi görüntülü arayarak görmek istediğimde arkadaşım hep bir bahane uyduruyordu. Sonradan öğrendim ki ablam arkadaşıma benim bunu kaldıramayacağımı, bahane üretip bebeğimi bana göstermemesini söylemiş. Çünkü bebeğim fotoğraflardakinden bile küçükmüş görüntülü aramada bunu görmemi istememiş…  Durum böyle olunca taburcu olmak için herşeyi yapıyordum. Verilen diyete tamamen uydum ve sürekli koridorda yürüdüm. Gaita çıkışı doğumdan sonra çok önemliydi .Yürüyüşlerim beslenmem sayesinde bunu da başarmıştım. Gelelim hastanede verilen emzirme eğitimlerine… Bu konuda çok hassas bence. Çünkü o eğitimlerde de çok kötü olmuştum. Bir kaç anne şeklinde hastalar bir odaya toplanıp emzirme eğitimi veriliyordu. Tüm annelerin kucaklarında bebekleri… Hemşireler bebekleri üzerinde emzirmeyi gösterirken benim elimde oyuncak bir bebek… Normal de oyuncak bebek verilmiyor ama ben soru sorunca hemşire elindeki bebekle göstermişti. Canım çok yanmıştı…
 
Hastaneyle ilgili bir başka olumsuzluğu son gün bir temizlikçiyle yaşadım. Odamı temizleyen yaşlı erkek temizlikçi (sürekli koridorda yürüyüş yaptığım için) koridordan odama geldiğimde sildiğim yerleri kirlettiniz yürümeyin diye çok yüksek sesle bana bağırmıştı. Bana refakat eden ablam da bunun üstüne temizlikçiyle tartışmıştı…  Kimsenin kimseyi azarlamaya hakkı yok… Hele ki o yürüyüşler benim kızım için verdiğim savaşlardan biriyken… Ve size önemli bir tavsiye sizde benim yaşadıklarıma benzer şeyler yaşıyorsanız şu an doğum yaptınız içinizde kalmaması için hevesle aldığınız o lohusa geceliği giyin fotoğrafınızı çekilin… (benim henüz hazır değildi ablamınkini giyindim) iyiki de yapmışım dediklerimden biri bu…
 
Sevgiyle Kalın…
 
Yazı: Prematüre Annesi Yağmur Uğurlu 
2018-02-28T18:07:06+00:00 28/02/2018|Genel|0 Yorum

Bir Cevap Yazın