Arzu Yılmaz Erdoğan’ın Erken Doğum Hikayesi

Merhaba,

Ben Arzu. Oğlum Can’a  kavuşma hikayemiz biraz yoğun bakım koridorlarında geçti. Son sözü baştan söyleyeyim. Biz o koridorlardaki en şanslı aileydik. O yüzden belki de doğum sonrası lohusalık hali ya da depresyonuna girme fırsatım olmadı. Baska annelerin acısını görünce belkid e nazlanmaya utandım.
Ben geç anne olmayı seçenlerdenim. Arkadaşlarım 2. hatta 3. bebeklerini kucaklarken, ben anne olmak için tamam hazırım dediğimde 36 yaşındaydım. İlk haftalardaki kanama maceramızı saymazsak gerçekten cok  rahat bir hamilelik geçirdim. Doktor kontrolleri çok güzeldi. Aşırı kilo almamıştım. Hatta 24. Haftada bir perinatologa bile gidip muayene olduğumda bebeğimin durumunun çok iyi olduğunu söylediği için bende bir rahatlama oldu. Can arada tekme atmasa hamile olduğumu unutacaktım. Son doktor kontrolünde doktorum 32.haftanın başında çalışabilir raporu almam için kontrole gelmemi söyledi. Kontrole bir gün kala kendimi işe kaptırdığım bir anda suyum geldi. Hemen Kuşadası devlet hastanesi aciline, oradan da doğumhaneye çıktım. Doktor hanım kasılma ve açılma olmadığını ama kesenin yırtıldığını doğumun her an olabileceğini ama boyle bir durumda dogum hastanesine sevk ettiklerini soyledi.
Biz Izmirliyiz. Doktorum Izmir’de. Aglayarak onu aradım. İzmir’e gitmek yada doğum hastanesine gitmek yerine hemen Adnan Menderes Tıp Fakültesine gitmemi söyledi. O ana kadar olayın ciddiyetini fark etmemiştim. Eşim isten anca çıkıp gelebildi beni doğumhane kapısında beklerken endişeden bembeyaz olmuş. Ben hem sessizce ağlıyorum, hem onu sakinleştirmeye çalışıyorum. Aynı zamanda eşime doğru yoldan gitsin diye kol pilotluk yapıyorum aslında baya komiktik. 
Acilden giriş yaptık, 32+0. günümdeyim ve doğracağım dediğimde kendimi serviste doktor muayenesinde buldum. Doktor rahim ağzının inceldiğini doğumun hemen başlayabileceğini ve yatak olmadığını söyledi. Bir taraftan hem kadin doğumda hem de yeni doğan yoğun bakımda yatak arayışı sonrasında yatışım yapıldı. Doğumu 1 gün bile ertelemek bebek için en iyi şey olacağından, beklemeye basladık. Nst’de hiç sancı çıkmıyordu. Sürekli yatmak bana çok zor gelsede, ben 40. haftaya kadar yatmaya razıydım. Malesef Can’ın kalp atışları zayıflamış. Bunu sabah vizitinde acil anesteziye gidip muayene olacaksın dediklerinde acil sezeryana alınacağımı kendi kendime anlamış oldum. Sağ olsunlar gelip bir açıklama yapan olmadı. Başladım ağlamaya, ben doğurmak istemiyorum diye. Hem ameliyat fobim var, hem bebeğim minicik, hiç bir hazırlığım yok. Ne bebeğime kıyafet, ne bana lohusa geceligi, o çok hevesle hazırlanan odalar, ikramlar falan…Hiç bir şeyin anlamı olmadığını burada daha iyi idrak ediyorsunuz.
Bizi neler bekliyor bilmiyordum.. 1 saat içinde kendimi ameliyathanede buldum. 15 dakika sonra ise Can’ın ağlamasını duydum. Yüzünü hemen bana gösterip, yoğun bakıma çıkardılar. Odaya geldiğimde hala ağlıyordum. Eşime bebeğin nasıl olduğunu sordum. Çok iyi dedi ama ben bir türlü inanamıyordum. Ilk yaptığım şey göğsümden  süt geliyor mu diye bakmaktı. Süt geldigini görünce çığlık attım sevincimden. 
Pek hayalimdeki gibi bir doğum olmamıştı açıkçası. Ben özel hastane konforu hayal ederken, eğitim ve araştırma hastanesinin komplike prosedürlerinde süt sağmaya çalışıyordum. Bilirsiniz normalde epidural icin katater takılır ve siz taburcu olana kadar oradan ağrı kesici verilmeye devam edilir. Burada sadece ameliyattan 5 dk once omurların arasına iğne yapıp sonrada ağrı kesici olarak parasetamol verdikleri ve anestezinin etkisi gectigi için ağrının şiddet 10 üzerinden 200 falandı. Buna rağmen ilk sütümü sağmaya çalıştım ve hemen kalkmaya çalıştım. Çünkü yavrumu gidip görmem gerekiyordu. Yoğun bakıma girdiğimde onu ilk gördüğüm anı  hiç unutamıyorum. Ultrasonda gördüğümüz yüzün aynısı. Ama minicik.her tarafında kablolar var. Dünyanın en küçük çorapları ayağına büyük  birer bot gibi geldiği icin bant ile tuturmuşlar. Kıyafet desen sanki abisinin tişörtünü giymiş ama onda elbise gibi duruyor. Hemşire açıklama yapıyor. 1845 gr. Boyu 43 cm.Kendisi nefes alabiliyor biz destek vermiyoruz. Sütünüzü icirdik. Genel bulguları gayet iyi.Bir taraftan kucağıma verdi. Ilk defa kucağıma almak süslü  hastane odasında değil  de,  yoğun bakımda nasipmiş. Kucağıma aldıktan sonra bir daha ağlamadım. 

Ertesi gün doktorumuz açıklama yaptı. 32 haftalık bir bebeğe göre vital bulguları çok iyi. Sadece kilo almasını ve emmeyi öğrenmesini bekleyeceğiz dedi. 20 gr alıyor, 50 gr veriyor. 10 gr alıyor, 60 gr veriyor. 1700e kadar düştü kilomuz. Evet bebekler önce ödemi atar kilo verir bunu hep duyduk ama çocuk zaten küçücük ve biz 5 gr hesabı yapıyoruz eşimle. Gün geçmiyor. 
Yoğun bakımda her 3 saatte bir bebeklerin bakımı ve beslemesi yapılıyor. Ben her 3 saatte bir hiç aksatmadan yanına gittim. Altını temizledim. Üstünü değiştirdim. Og ile ağızdan besledim. Sonra kanguru bakımı icin göğsüme yatırdım. Bu süreçte olumsuz bir şey yaşamadık Allahtan. Ama ben kendi bebeğimi beslerken, başka bebeklerin uyku apnesi nedeniyle solunumlarının durduğunu ,solunum yetmezliği yaşayıp entübe edildiğini, kalbi duranlara müdahale edildiğini ya da öldüklerini, anne babaların  feryat figan yoğun bakım kapısında sinir krizleri geçirdiğini gözlemledim. Ben hiç bir şey olmamış gibi bebeğimi beslemeye devam ettim. Çünkü taburcu olmamız için 1900 gr olmamız yeterliydi ve ben 5er 5er gram sayıyordum.
En sonunda 12 sonra taburcu olup kendi çocuk doktorumuza kontrole gittiğimizde, Can 32 haftalık doğmuş olabilir ama klinik tablo 37. Haftada düşük ağırlıklı doğmuş bir bebekle eş değer çok şanslısınız demişti. Gerçekten bizim en büyük şansımız anne karnında çok iyi beslenmiş ve güçlenmiş olmasıydı. Biz gerçekten çok şanslıydık. Bir kaç hafta sonra bir arkadaşım 32. Haftada doğum yaptı ve malesef yavrusu melek oldu. O zaman şansın ne demek olduğunu daha iyi anladık.Çok kolay bir süreç değil inanın. Kendi evladının yaşamasına sevinmek bile utanç verici olabiliyor.  1 saat önce karnındayken senden kopartıp alıyorlar, kablolara sarıp kuvöze koyup götürüyorlar  ve sen odana karnın boş, elin boş dönüyorsun. O an yaptığın hazırlığın, hayal ettiğin  doğum anının, planladığın şeylerin hiç bir önemi olmadığını anlıyorsun. Bebek ne zaman nasıl isterse o zaman geliyor.
Diliyorum ki yolu bu yoğun bakımdan geçmiş ya da geçmek zorunda olan bütün melekler en kısa zamanda annelerine kavuşsunlar. Çünkü acaba  bebeğimizi kaybediyormuyuz hissiyatı bile dayanılmaz bir ıstırapken, yavrularını kaybetmiş anne babaların acısını düşünemiyorum. Sevgilerimle,
 Arzu Erdoğan

 

2018-03-01T14:05:37+00:00 05/03/2018|Genel|0 Yorum

Bir Cevap Yazın